Romandan bir bölüm

Arabayı ısıtmak için motoru çalıştırıp rölantiye aldım. Bir sigara yakıp bilgisayarı açtım. Masaüstündeki tuhaf isimli dosyalardan birini tıkladım. Sonra başka birini. Cumhurbaşkanının çıktığı Hindistan gezisinin bütçesi, üniversitelerde düzenlenen etkinlikler, 29 Ekim resepsiyonunun davetli listesi gibi ıvır zıvır bilgiler dışında dişe dokunur bir şey bulamadım.

 

Masaüstündeki dosyaları bitirince programlar klasörüne geçtim. Orada da bir şey göremeyince sistem klasörlerini açtım.

 

IOS’un sistem dosyaları içinde İngilizce dosyalardan farklı olarak “Özel” adı verilmiş bir klasöre rastladım. Klasörün içinde fotoğraf dosyaları vardı. Birini tıkladım. Mehmet Gündüz’ün güzel denebilecek bir kadınla bir Atatürk heykelinin önünde çektirdiği fotoğraftı bu. Kadının daha ilk bakışta dikkat çeken menekşe rengi gözleri vardı. Caddeden birkaç araba geçiyordu. Heykelin arkasında başörtülü bir kadın çantasını açmaya çalışıyordu. Onun arkasında Mevlana Etli Ekmek yazan bir lokanta ve İslam Büfe yazan bir büfe vardı. Hayır, Ankara veya İstanbul değildi fotoğrafın çekildiği yer. Bir İç Anadolu kentiydi burası veya Ankara’nın bir ilçesi. Kış. Kömür kokusu. Arkadaki lokantanın radyosundan yükselen türkü… Kadın, ellerinin arasında küçük bir kürk parçasına benzeyen bir şey tutuyordu. Biraz dikkatli bakınca bunun kürk değil alaca renkli bir kedi yavrusu olduğunu fark ettim. Mutlu görünüyordu. Mutluluktan gülüyordu. Belli ki öylesine bir ilişki değildi bu, âşık olmuştu Mehmet Gündüz’e. Bayrak kırmızısı kabanıyla aynı renkte şapkası, Mehmet Gündüz’ün lacivert giysileri ve çevresindeki koyu renklerle tezat oluşturuyordu. İlk fotoğraftaki bu tezat, daha sonra baktığım bütün fotoğraflarda karşıma çıktı. Kırmızılar, sarılar, turuncular… Hep canlı renkleri tercih etmişti Pınar. Buna karşılık Mehmet Gündüz koyu renkte kıyafetler giymiş, saklanmak ister gibi omuzlarını hep içeri çekmişti. Karısı ve kızıyla çektirdiği fotoğrafta yüzünden yansıyan rahatlığın yerini Pınar’la olan fotoğraflarda endişe almıştı. Bu ilişkide zorlanan taraf Pınar değil, Mehmet Gündüz’dü. Neydi bunun sebebi? Bitmek üzere olan bir ilişki ağız dolusu gülmesini sağlarken, nasıl olmuştu da yeni başlayan aşk onu endişeye boğmuştu?

 

Pınar’ın önünde yarım bir rakı kadehi, Mehmet Gündüz’ün önünde yarısı içilmiş bir çay bardağı duran şu fotoğraf mesela: Arkalarındaki camekanda kocaman harflerle Ziya yazdığına göre lokantanın ismi bu olmalı. Mehmet Gündüz kılıç yutmuş veya kıçında kocaman bir yara varmış gibi dimdik oturuyor. Nedir onun böylesine rahatsız oturuşunun nedeni? Solcu bilinen bir öğretmenle birlikte olmanın verdiği endişe mi? İçkili bir lokantada oturuyor olmanın endişesi mi? Konforuna alıştığı bir evliliği, kendisinden bu kadar farklı, bu kadar güzel, yanında ne kadar tutabileceğinden emin olamadığı bir kadın için bitirmiş olmanın endişesi mi? Kendisinin söylediği gibi, başlangıçta onun siyasi fikirlerini değiştirmeyi, en azından törpülemeyi umut etmişken zaman geçtikçe ona benziyor olmanın endişesi mi?

 

Fotoğraflardaki kadının göz alıcı bir güzelliği vardı. Mehmet Gündüz’ün ona âşık olmasında şaşılacak bir yan yoktu. Şaşılacak olan, çevresindeki erkeklerin kafalarını çevirip bakmasına neden olacak kadar güzel bu kadının (fotoğrafta, yan masada oturan bir müşteri belirgin şekilde Pınar’a bakıyordu), onunla rakı tokuşturamayan, yanında hep somurtan, birçok fotoğrafta gömleğinin yakasını bile gevşetmeyen bu kısa boylu, boksör burunlu, can sıkıcı adamda ne bulduğuydu. Cumhurbaşkanlığı makamının parıltısı mı etkilemişti Pınar’ı? Hayır, iktidar partisinden ölesiye nefret ettiğine göre köşkün cazibesinden etkilenmesi mümkün değildi. Mehmet Gündüz’de fark edemediğim bir şeytan tüyü mü vardı? Belki. Ama belki de şeytan tüyüne veya karşısındaki erkeğin makamının cazibesine ihtiyacı yoktu Pınar’ın, âşık olmak için. Çocukluğunu hatırlatan bir gülüş, bir bakış, bir espri yetmişti…

 

Aynı şey Mehmet Gündüz için de söylenebilir miydi? İlk görüşte aşk, demişti Pınar’la karşılaşmasını anlatırken. Menekşe gözler miydi onu büyüleyen? Çocukluğunu, başka zamanları anımsatan bir gülüş, tanıdık bir yüz ifadesi mi? Gelip geçici bir cinsel çekim miydi yoksa?

 

Bu soruların cevaplarını bilmem mümkün değildi. Ama bir şeyden emindim: Onu öldürenlerin aradığı şey bu klasördeki fotoğraflar olamazdı. Klasörü kapatıp bilgisayarda gezinmeye devam ettim. Programlar klasöründe Acrobat Reader, AVG Anti-Virus gibi her bilgisayarda bulunabilecek programların arasında SecureMessage isimli bir ikon dikkatimi çekti. Tıklayınca şifre soran bir ekran açıldı. Çok kullanılan birkaç alternatifi denedim. 1234, ankara, istanbul… Hiçbiri sonuç vermedi. Kapatmadan önce şansımı son bir kez denemek için önce mehmetpinar, sonra pinarmehmet diye yazdım. Ve SecureMessage programı bir anda açılıverdi!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s